"Son Söz"den sonrası

2010-10-20 12:47:00

  **Blog sistematiği gereği son tarihli yazı, ilk başta yayınlanıyor dolayısıyla "Başlarken" başlıklı yazıyı ve sonrasını okuyup en son bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim.**   Bu güne kadar blogu okuyup görüşlerini bildiren herkese teşekkür ederim. Yoğun bir şekilde babamın şu andaki durumunu soranlar oluyor, bu sebeple son sözden sonrasını yazmalıyım diye düşündüm. Buyurunuz; Ameliyatın üzerinden neredeyse 1,5 yıl geçti. Nisan 2009'daki torakal aort anevrizması ameliyatından sonra, Mart 2010'da bir de by-pass ameliyatı geçirdi benim Superman'im. Açık yapılmasına rağmen by-pass o kadar rahat geçti ki burada sizlerle paylaşmadım bile. Bu sefer gönül rahatlığıyla doktor ve hastahane adı verebilirim. Doktorumuz Prof. Dr. A. Cem Yorgancıoğlu, hastahane ise Medicana... Cem Hoca mükemmel bir doktor daha doğrusu hekim, mesleğini seven ve saygı duyan biri, hastalarını ve dahi yakınlarını sıkılmadan dinliyor ve yine büyük bir sabırla muayene edip, anlatıyor... Her ne kadar by-pass kolay geçti desem de babamın ilk ameliyatından gözü oldukça korkmuş bizler yaklaşık dokuz kişilik bir ekiple Cem Hoca'nın ameliyattan çıkışında öyle bir doluştuk ki başına O yine de sabırla anlattı ameliyatını... Yoğun bakım mükemmeldi, o kadar mükemmeldi ki girmek istedik, izin vermediler. Hadi bizleri geçtim, doktor yakınlarımız girmek istedi onların da anlayışına sığınıp izin vermediler. Babam ise oldukça memnun çıktı yoğun bakımdan. Hastahaneye diyecek laf yok, sanki beş yıldızlı otel, biz daha kalmak isterdik ama yatağa ihtiyaçları varmış :), mükemmel bir hastahane bir tek otopark ve asansör sorunu var (Türk hastalığı; illa kusur buluruz) Kat sorumlusu hemşiremiz Sevilay hanım, odaya izin alarak giren hemşireler, güler yüz, titizlik, temizlik,... Devamı

Başlarken

2010-03-02 10:00:00

  Herkese merhaba, Sanırım öncelikle neden böyle bir blog açtığımı sizlerle paylaşmam gerekir. Babam, kendisine konan torakal aort anevrizması teşhisinin ardından, 30.04.2009'da  bir ameliyat oldu. Çekirdek aileden hiçbirimiz, herhangi bir operasyon geçirmemiştik. Cehalet ve korku hat safhadaydı. Ne okursanız okuyun, hangi doktora danışırsanız danışın, benzer süreçler yaşamış yakınınıza sorarsanız sorun, bire bir yaşamadığınız sürece kendinizi hazır hissedemeyeceğiniz bir operasyon. Başlı başına bir travma. Tabii ki sevgili babamın rahatsızlığından çok daha ciddi, çok daha can ve yürek yakan hastalıklar vardır. Ama anlatmaya çalıştığım ve çalışacağım üzere bu torakal aort anevrizması üzerine bizim deneyimlerimizi aktaracağım bir blog olacak.  Ben doktor değilim, çekirdek ailemde de doktor yok, bu yazdıklarımı bir doktorun kontrolünden geçirtip yayınlama şansım da yok. Dolayısıyla burada yazacaklarımın sadece başımızdan geçenleri paylaşmak amacı taşıdığını, bu ameliyatı olacakların ve onların yakınlarının "keşke şunları daha önceden bilseydik" duygusunu bizlerden daha az yaşamasını hedeflemekten başka bir amacı olmadığını lütfen unutmayınız... ... Devamı

Yüksek Tansiyon ve Bir Kuru Öksürük

2010-03-02 09:53:00

  Canım babam, Babam yaklaşık 9-10 yıldır yüksek tansiyon hastası. Aileden gelen kötü bir miras. Hepimiz tansiyonumuz oynadığında, başımızda; ense kökünden gelen bir ağrıdan, hafif sersemlik hissinden, başımızın ağırlaştığından, vs türlü türlü belirtilerden bahsederiz ya, işte babam bahsetmezdi. Meğer hissetmezmiş tansiyonunun çıktığını dolayısıyla yüksek tansiyon teşhisi konması da gecikti. Geç oldu ama güç olmadı, bir kaç ilaç denemesinden sonra kendisine iyi gelen, tansiyonunu dengede tutan ilacı buldu ve düzenli olarak kullanmaya devam etti. Babam; disiplinlidir, bilinçlidir, hareketlidir, kuvvetlidir, dayanıklıdır, yakışıklıdır, esprilidir, hoş sohbettir (kısacası her kız çocuğunun babası gibi benim babam da Superman'dir, hayatımdaki üç Superman'dan birincisidir.) İşte bu mükemmel karışıma sahip olması ve Superman olması meğer ileride ne çok işimize yarayacakmış... Son bir kaç senedir de (maalesef net tarih hatırlayamıyoruz) babamda özellikle konuşurken sözünü kesmesine neden olan kuru bir öksürük başlamıştı. Aklımızın köşesinden böyle bir ihtimal geçmediği için nedenleri sıralıyorduk; "sinüzitin olmasına rağmen, banyo yaptın geçen gün ve hemen dışarı çıktın ondandır", "ilkbahar geldi, Ankara'nın Kavakları, dökülür yaprakları...", "Bir şeye alerjin var galiba", "Baba, su ister misin?" ... ... Devamı

İkinci Aileye Şükran

2010-03-02 09:50:00

  Babamın ikinci bir ailesi vardır. Yok yok tahmin ettiğiniz gibi değil. Oldukça geniş, içine bizim de dahil olduğumuz bir aile... Başından sonuna bizimle olan ve her bir üyesini şükranla andığım ikinci aile... İşte bir akşam babam, bu ailesi ile yemekteyken kendisinin kuru öksürük performansı iki hekim* arkadaşının dikkatini çekiyor. Yüksek tansiyonun damarlara verdiği harabiyeti görmek ve yaşam kalitesini ciddi bir şekilde etkilemeye başlayan kuru öksürüğün sebebini araştırmak üzere çalıştıkları kurumlara davet ediyorlar. Babam da davete icabet ederek tetkiklerini başlatıyor. Kan değerleri 5 pekiyi... Eve gelip bize hava atıyor hatta. Ancak üzerinden, epeyi zaman geçtikten sonra duyuyoruz ki kalple ilgili kontrollerinde durum kan değerlerindeki gibi parlak değilmiş. EKG ve efor testi akılda soru işareti yaratmış, anjiyo yaptırmasını önermişler. Dikkatinizi çekerim buraları "-miş'li geçmiş zaman" yani "rivayet kipinde" anlatıyorum çünkü bizler bunları duymamıştık, benim süper babam bunları bize aktarmamıştı. Bu gün anlıyorum ki Superman'ler de hastane sevmeyebilirmiş, sağlık sorunlarının üzerine gitmektense erteleyebilirlermiş.  Allah'tan babam her ne kadar yapması gerekenleri ötelese de eninde sonunda anjiyo olması gerektiği kanaatine vardı. Bu arada kendisine bu prosedür tavsiye edileli neredeyse 9 ay olmuştu. Babam bir sorunu olduğunu 9 ay kadar reddetmişti. Sonunda anjiyo günü alındı. Tarih:  06.04.2009   * Hekim ≠ Doktor. Doktor tıp fakültesinden mezun olan ve sağlık sektöründe çalışan kişiye denir. Hekim; tıp fakültesinden mezun olan, insan sevgisi ve meslek aşkıyla görevini icra eden erdemli kişiye denir. ... Devamı

Anjiyo

2010-03-02 09:47:00

  Anjiyo korkulacak bir şey değildi. Kasıktaki atar damardan giriliyor, bu sırada kalbe giden damarlara bakılıyor, vücuda boyalı bir madde verilirken fotoğrafı çekiliyor böylece damarların durumu tespit ediliyor. Hepi topu 10 dakika sürecek bir işlem. Eğer bir terslik olmazsa aynı gün taburcu olabiliyorsunuz. Belli bir yaşın üzerindeki erkekler yoğunlukta olmak üzere herkese neredeyse kan tetkiki ile beraber önerilen bir prosedür. Biraz gerginiz, ama bu gerginlik sınav sabahı duyulan, sınavdan değil de, sonucundan ürken öğrencinin tedirginliğine benziyor. Annemle ben kahvaltımızı ederken babam bize sataşıyor "Kalpsizler, beni aç bırakın oh siz götürün." Keyfi yerinde, tedirginse de bize belli etmiyor. Ne de olsa Superman... Sabah 07.30. Yola çıktık. Bizimkileri kapıda bıraktım, arabayı park ederken abimle karşılaştım. Böyle zamanlarda abimi gördüğümde "yaslanacağım dağ geldi" hissiyle rahatlarım. (Kendisi 2. Superman'im olur.) İçeri girdik, bizi biri karşıladı, kibarca refakatçi olarak sadece bir kişi kabul edebildiklerini, bu sebeple abimle benim yukarı çıkamayacağımızı söyledi. Annem ve babam bizi oradan gönderdiler. Babam sonradan klasikleşecek şu repliğini sarf etti; "İşinize gücünüze bakın çocuklar, burada önemli bir şey yok". Allah için ne kadar da önemsiz... Sonuç olarak kös kös işlerimizin yolunu tuttuk. Öğlen saatleriydi annem aradı, babamın anjiyodan çıktığını söyledi. Durumu iyiydi. Ziyaretine gidebilirdik. Allah'a şükürler olsun... Odaya girdim, iki kişilik bir oda idi. Babam pencere tarafındaki yatakta yatıyordu, rengi gayet iyiydi, beni de gülerek karşıladı. Ama o da ne? Sağ kolunun üzerinde bir kum torbası var. Ama bunun kasığında olması gerekmez miydi?  ... Devamı

Anevrizma

2010-03-02 09:45:00

  Anjiyonun ertesi günü, bilgisayarlı tomografi (BT) çekildi. Saati tam hatırlayamıyorum, doktorumuz sonuçları meslektaşlarıyla tartıştıktan sonra bizimle görüşmek istediğini söyledi ve bizi hastaneden evimize doğru uğurladı. Hemen biz de kurmaya başladık: neden hemen sonuçları bize söylemedi, başkalarıyla da paylaşmak istediğine göre durum vahim olsa gerek, sahi ya anevrizma neydi...  Hastanede yattığımız gece kuzenimle görüşmüştük, çene cerrahıdır kendisi, bizim ailemizdeki tek sağlıkçı. O da anevrizmanın ciddi bir şey olduğunu söylemişti. Damarın genişlemesi anlamına geldiğini, "boluncuk" denilen şeyin bu olduğunu, genişleyen damarın yırtılması halinde ciddi tehlike arz edebileceğini söylemişti. Eklemişti sonra arkadan "Sakin olun ama damarın çapı önemli olan"... Sonra da bizi her gün arayıp, bu konuda uzman doktor ismi araştırmaya başlamıştı. O zaman biraz daha ayıldım işin ciddi olduğuna... Her zamanki gibi bilmediğimiz her konuda danıştığımız ulu bilge "google"a sordum anevrizma nedir diye... Kuzenin dediklerinin üç aşağı beş yukarı aynısını dedi bana google... Gerilim içinde beklemeye başladık randevu gününü... ... Devamı

Tik tak

2010-03-02 09:41:00

  Anjiyo ve bilgisayarlı tomografi sonuçları doktorlar tarafından değerlendirildikten sonra sonucun bize bildirileceği randevuya gittik. Anjiyo sonrası kulağımızda kalan bir kaç kelime ile yaptığımız araştırmalardan ciddi bir şeyin bizi beklediğini kestirebiliyordum ama sonuna kadar inkar etmek adettendir...  Doktorumuz son derece ciddi ve biraz da kısık bir sesle konuşuyordu, o küçücük odada kendisini duyabilmekle, tepesinde dikiliyor izlenimi yaratmamak arasında epeyi çelişki yaşadım. Çünkü duyduklarıma inanamıyordum.  Ameliyat şarttı, biri inen biri çıkan aortta olmak üzere iki tane anevrizma  vardı ve kalp damarlarından biri %47lerde tıkalı idi. Çoğu kimsenin hayatının sonu gelmişçesine yas tuttuğu by-pass operasyonunu doktorumuz diş çekimi gibi anlattı bize. Asıl sorun anevrizma idi. Aort belki doğuştan belki sonradan gelişen yapısal bir bozukluktan dolayı kalpten çıktıktan sonra daralıyor, basınçla o darlığı geçen kan, çarptığı karşı damar duvarını genişletiyor. Damarın genişlemesi demek duvarının incelmesi manasına geliyor,bu işleyiş maalesef ilaç ya da başka bir ameliyatsız yöntemle durdurulamıyor. Damar genişledikçe genişliyor ve inceliyor... Ne zamana kadar mı? Ta ki incelen damarın yırtıldığı ana kadar... Konunun vehametini bize anlatabilmek için doktor yakınlarımızın anlatımlarını aktarayım isterseniz : "Pimi çekilmiş bomba gibisiniz" "Bizler - baban dahil  - ameliyathanede neşter elimizde, her şey hazır bir şekilde beklesek ve o damar o anda yırtılsa ve derhal müdahale etsek yine de babanı kurtarma şansımız çok çok az" "Hastanenin acil servisinde başınıza gelse bu, şansınız yok" çünkü damar ana damar, çünkü pompalanan kan çok, çünkü... çünk&u... Devamı

D-Day

2010-03-02 09:39:00

  Yeşiller içinde, elinde kelebeği, belinde katateri, hazır ve de nazır annemle diz dize oturuyorlardı odaya girdiğimde... İlk ben gelmiştim, hemen sonra abim geldi, şakalaştık biraz, biraz da bakıştık derken vakit geldi babamı aldılar... Annem babamı asansöre kadar uğurlamaya gitti, ben olduğum yerde donmuş kalmıştım, ya babamı son kez gördüysem diye geçti aklımdan... Dudaklarımı ısırıyordum. Odaya dönen annemden demir ladyliğin eseri kalmamıştı, abime sarıldı, ağladı. Sadece bir kaç dakika. Toparladı hemen kendini. Akrabalarımız, dostlarımız bizi yalnız bırakmamak için gelmişlerdi.  Benzer deneyimlerini paylaşanlar oldu, havadan sudan konuşanlar, ha bire yiyecek içecek getirenler... Beklemek ne zormuş, çaresizlik ne zormuş... Hayatımda ilk kez, çocukluk yıllarımdan beri istediğim hukuk yerine neden tıp yazmadım diye düşündüm, şimdi orada olmak varken kuzu gibi oturuyordum odada... Bu çaresizliği doktorların da hissettiği oluyor mu acaba? Onlar için iyi, bizler için kötü...  Babam acaba ne düşünüyordu, ne hissediyordu, korkuyor muydu? O an ve ameliyat sonrasında fark ettiğim bir eksiklik, hiçbir aşamada babam için psikolojik destek almamış olmamızdı. Her şeyi kendi içinde yaşadı.  Yalnız değildi ameliyathanede, anestezisti Ali abi olacaktı, sonra İskender abi de oradaydı. Güvendiğimiz ve bu süreçte bizi hiç yalnız bırakmayan akrabalarımız. İçeriden bir haber gelsin ümidiyle bekledik durduk...  Zaman geçmek bilmedi, artık odada oturamıyordum ama bir haber gelir fikriyle dışarı da çıkamıyordum. Sonunda haber geldi. Ameliyatın kritik bölümü tamamlanmıştı, damar değiştirilmişti, babam şimdilik iyiydi. Kapatıp yoğun bakıma alacaklardı babamı... "Kapatmak" ne kadar sürdü biliyor musunuz? 1,5... Devamı

Keloğlan

2010-03-02 09:37:00

  Babamın ameliyatının bittiği haberini almamızla, daha önce bahsettiğim hayatımdaki üç süpermenden üçüncüsünün de hastaneye varması bir oldu. Uçakta olduğu bir saat dışında hep telefonda konuştuk ama yanımda olması başkaydı, sarıldım sıkıca, ağladım sonra beni toparladı ve yukarı çıktık...  Babamın 3 gece yoğun bakımda kalması planlanıyordu. Annem sonraki günlerde çok yorulacağı için kendisinin itirazlarına pek aldırış etmeden, etrafın da telkinleriyle ilk gece nöbetine ben ve Murat yazıldık. Babamın odasında bir şeye ihtiyaç olur mu diye bekleyecektik. Babamı, uyandıktan sonra sadece birimizin görebileceği, ancak bunun da zayıf bir ihtimal olduğu söylendi, o sırada yine bir başka değerli aile dostumuz yoğun bakımdaki manzaranın pek hoş olmayacağı, alışkın olmadığımız için gitmememizin bizim için daha iyi olacağı tavsiyesinde bulundu.  Akşam oldu (ki hastanelerde çok erken akşam oluyor ve çok erken sabah) el ayak çekildi biz kaldık Murat'la başbaşa. Biraz televizyon izledik. Yoğun bakımın telefon numarasını almıştım, arayıp arada nasıl olduğunu öğrenebilirdim babamın. On dakikada bir aramak istiyordum ama her hasta yakını aynı sıklıkta ararsa doktorlar işlerini yapamazlar diye düşünüp, elim her telefona gittiğinde bunları içimden tekrar ettim. Saati çok net hatırlamıyorum sanırım 21 civarı idi, Murat dışarı bize yiyecek bir şeyler bulmaya gitti, ben de dayanamadım ve aradım yoğun bakımı. Doktor Bey babamın uyandığını dilersem sadece 2-3 dakikalığına onu görebileceğimi söyledi. Murat'ı aradım, derhal gelmeliydi, o kadar sabırsızdım ki... Sanki o dakika inmezsem aşağı daha sonra görmeme izin vermeyecekler gibi geldi. Yoğun bakıma girmemem konusundaki tavsiyeyi çoktan unutmuştum. Babam uyanmıştı ve onu görmeliydim. Aşağı... Devamı

Kırklama

2010-03-02 09:35:00

  Sabah oldu, Murat tekrar bir çarşı pazar turuna çıktı, tüm gece hastane odasında kalmak bana iyi gelmedi, dokunduğum her şey pis gibi geldi. Murat'ın listeye ekstra yoğun domestos da ekledim, hani şu fıs fıslı olanlarından, O bol bol kağıt havlu almış, akıllı adam vesselam. Babamın bu odaya gelmesine gönlüm razı olmadı, bir elde domestos bir elde kağıt havlu odada gördüğüm her ayrıntıyı çamaşır suyu ile kırkladım... Temizlikçilerin sadece yerleri silip tuvaleti temizlemelerini istedim. Bir kova su ile koridorun bir başından başlayıp sonuna kadar "temizlik" yapıyorlar çünkü. Bir odanın pisliği, mikrobu... hooop diğer odaya. Bizde bu kadar hastane hijyeni oluyor demek ki dedim. Derken annem geldi, derken abim, derken herkes... Babamın telefonu susmak bilmedi...  Telefonu düşürebildiğimiz zamanlarda, yoğun bakımdan bilgi aldık her şey yolundaydı, babam bir gece daha yoğun bakımda kalacak sonraki gün de yüksek ihtimal çıkaracaklardı odasına. Annem de babamı görmeye gitti, dünkü gibi değilmiş daha iyiymiş, annem sağlam geldi, zaten çok güçlüdür kendisi, benim gibi sulu göz değildir...  İyi geceler anne, iyi geceler baba, yarın görüşmek üzere... Devamı

Ameliyat Sonrası

2010-03-02 09:30:00

  Babam ameliyat sonrası onu yürütmek için kaldırdıklarında minik minik adımlarla yürüyebiliyordu, müthiş bir ağrıdan bahsediyordu... Ameliyat yeriyle ilgili değil de bacaklarıyla ilgili... Ameliyattan sonra ekipten bir hoca gelip, "Ayak parmaklarınızı oynatın" "Hmm tamam her şey mükemmel" deyip gitmişti... Ameliyatta da bir problem olmamıştı... O zaman bu yürümedeki zorluk nedendi? Yine ameliyatın ertesi günü bu sefer de başka bir doktor gelip, "Hmm akciğerlerin durumu mükemmel" demişti... Bu sebeple babam o üflemesi gereken topları üflemeyi saat başı yapmak yerine canı istediği zaman yapmaya başlamıştı. Öyle ya bir kere "mükemmel"i duymuştuk.  Derken taburcu olduk. Babamın deyişiyle "Tahliye" :) Neyse tahliye olduk, ama hastaneye geri dönmemiz sadece bir kaç günümüzü aldı çünkü akciğerlerinden biri neredeyse sönmüştü, sıvı birikmişti... Bir gece ateşi çıktı, akabinde "hastanın evhamlı yakınları" payesini almak pahasına tekrar doktorumuza danıştık... Toplarla yapması gereken üfleme egzersizini yapmadığı için bu olmuştu... Meğerse ameliyat sonrasında neredeyse 1 ay daha o egzersizleri yapmak gerekiyormuş ayrıca sert balon şişirmek, diyafram nefesi almaya dikkat etmek de gerekiyormuş... Her zamanki gibi bunları başımıza müsibet gelince öğrendik... İkinci hastane maceramız da bir 5-6 gün sürdü sanırım, belki daha fazla... Sonunda babam o günleri de atlattı ve biz yine "Tahliye" olduk... Ameliyat sonrasında babam çok kısa bir sürede 7 kg vermişti, bize de çok iyi beslenmesi gerektiği, günde 10 öğün yemesi gerektiği söylendi. Yok yok tabii ki diyetisyen söylemedi bunları "On öğün falan yesin hasta, bol bol yesin&quo... Devamı

Son Söz

2010-03-01 14:51:00

  Başımızdan geçenleri kısaca anlattığım bu deneyimden maddeler halinde tavsiyelerimi özetliyorum: Ameliyat Öncesi Düzenli olarak kontrole gidin, hiçbir öncüyü küçümsemeyin. Doktorunuzu dinleyin, istediği tetkikleri zamanında yaptırın. Ciddi bir ameliyat gerekiyorsa doktor ve hastane seçimi açısından çok iyi araştırma yapın. Nefes egzersizlerine önceden başlayın. (Topları üflemek, diyafram nefesi almayı öğrenin) Güvenebileceğiniz bir hekim (doktor değil) tercih edin. Size kan verebilecek yakınlarınıza ağrı kesici vb gibi ilaçlar ve alkol almamaları konusunda uyarıda bulunun. Ameliyattan önce bir nörolog ile görüşerek, söz konusu ameliyatın risklerinin gerçekleşmesi durumunda alabileceğiniz önlemleri ya da yaptırabileceğiniz tetkikleri konuşun. (Sinir iletim testi gibi) Ameliyat Sonrası Psikolojik destek alın. Nöroloğunuzla görüşün. Fizik Tedavi Uzmanı ile görüşün. Hareket etmeyi sakın bırakmayın, yürüyüş, egzersiz vs Tetkiklerinizi tekrarlattırın, kontrolden kaçınmayın. Sağlıcakla kalın... ... Devamı