Ameliyat Sonrası

2010-03-02 09:30:00

 

Babam ameliyat sonrası onu yürütmek için kaldırdıklarında minik minik adımlarla yürüyebiliyordu, müthiş bir ağrıdan bahsediyordu... Ameliyat yeriyle ilgili değil de bacaklarıyla ilgili...

Ameliyattan sonra ekipten bir hoca gelip, "Ayak parmaklarınızı oynatın" "Hmm tamam her şey mükemmel" deyip gitmişti... Ameliyatta da bir problem olmamıştı... O zaman bu yürümedeki zorluk nedendi?

Yine ameliyatın ertesi günü bu sefer de başka bir doktor gelip, "Hmm akciğerlerin durumu mükemmel" demişti... Bu sebeple babam o üflemesi gereken topları üflemeyi saat başı yapmak yerine canı istediği zaman yapmaya başlamıştı. Öyle ya bir kere "mükemmel"i duymuştuk. 

Derken taburcu olduk. Babamın deyişiyle "Tahliye" :)

Neyse tahliye olduk, ama hastaneye geri dönmemiz sadece bir kaç günümüzü aldı çünkü akciğerlerinden biri neredeyse sönmüştü, sıvı birikmişti... Bir gece ateşi çıktı, akabinde "hastanın evhamlı yakınları" payesini almak pahasına tekrar doktorumuza danıştık... Toplarla yapması gereken üfleme egzersizini yapmadığı için bu olmuştu... Meğerse ameliyat sonrasında neredeyse 1 ay daha o egzersizleri yapmak gerekiyormuş ayrıca sert balon şişirmek, diyafram nefesi almaya dikkat etmek de gerekiyormuş... Her zamanki gibi bunları başımıza müsibet gelince öğrendik... İkinci hastane maceramız da bir 5-6 gün sürdü sanırım, belki daha fazla... Sonunda babam o günleri de atlattı ve biz yine "Tahliye" olduk...

Ameliyat sonrasında babam çok kısa bir sürede 7 kg vermişti, bize de çok iyi beslenmesi gerektiği, günde 10 öğün yemesi gerektiği söylendi. Yok yok tabii ki diyetisyen söylemedi bunları "On öğün falan yesin hasta, bol bol yesin" dendi... Profesyonel bir yaklaşım değil mi? Neyse elimizden geldiğince kaliteli bir şekilde bol protein ve enerji almasını sağladık babamın... O da toparladı olanca gücüyle ama kocaman bir eksikle....

Rahatça yürüyemiyordu. Kalkıp, oturmasına, yatağa yatmasına, oradan kalkmasına destek olmamız gerekiyordu. Belirli aralıklarla evde yürüyorduk ama babam şikayetçiydi bir gariplik var diyordu. Biz de doktorumuza danışıyorduk o da "Naz yapıyor hastamız, hiçbir şeyi yok" diyordu. Eh bu durumda bu ameliyattan pek çok kez yapan hocamıza(!) inandık da babama inanmadık... Bu arada müthiş uykusuzluğu vardı. Günde bir kaç saat uyuyabiliyordu. Ağır ameliyatlar sonrası narkozun yan etkisiymiş, yürüyememek, uykusuzluk, ağrılar, sıkıntı... Ama babam boşuna demiyorum Superman, hepsini sineye çekti ama hiç yılmadı. Biz de yılmadık. Babamla ilk sokağa çıktığımız günü hatırlıyorum. Evimizin girişindeki üç basamak meğer ne zormuş. Annem, ben ve babam el ele, dolu dolu 10 dk dışarıda yürüdük. Babam o kadar tedirgindi ki o yürüyüş sonrasında annemin kolları morarmıştı... Bir terslik vardı, bu normal olmamalıydı, hiç duymadığımız bir ameliyat sonrası durumu idi bu...

Derken 2. aylık kontrole gittik, doktorumuz yine babamın hareket edememesine şaştı... Ve ayaküstü bizi kabulünde "Parkinson olabilir" dedi ve çıktı işin içinden.... PARKINSON mu???? 

Bu mükemmel ve her türlü tanı tekniği de kullanılarak konan teşhis doktorumuza olan inancımızın sonlarına yaklaşmamıza sebep oldu... Yine de tevazuyu elden bırakmadık, herhalde doktor bizden daha iyi bilirdi ama uzmanlığı nöroloji olmadığı için iyisi mi biz yine babamın ikinci ailesine dönelim dedik ve babamın nörolog arkadaşına gittik. Meğer Parkinson öyle pat diye olmazmış, belirtiler verirmiş, babam parkinson falan değilmiş, ameliyat sırasında belden aşağısının dolaşımı durdurulduğu sırada sinir hücreleri ciddi zarar görmüş. Yine bizlerin anlaması için güzel bir betimleme geldi "Bina yıkılmamış ama ciddi hasar görmüş"... Eğer ameliyat öncesinde sinir iletim testi yapılsa imiş, nerede ne aksaklık var bilebilirmişiz ancak ameliyat öncesi böyle bir test yapılmadığından bunu belirlemek mümkün değildi... Ondan sonra babamın sonsuz fizik tedavi rehabilitasyon süreci başladı. 

Ameliyatın üstünden tam 10 ay geçti... Babam TSK'nın Bilkent'teki Rehabilitasyon merkezinde bir ay yatarak, daha sonra 21 seans gidip gelerek, arada 15 seans Güven Hastanesi Fizik Tedavi Merkezi ve mütemadiyen evde de annemle beraber egzersiz yaparak, her gün düzenli yürüyüşe çıkarak şu anda ameliyat öncesi halinin %60-%70ini geri aldığını söyleyebiliriz. Hala nöropatik ağrıları var onu çok zorluyor. Ancak babamın, beraberinde annemin ameliyat sonrasına dair savaşları henüz bitmedi... 

Bizi bekleyen bir ameliyat daha var belki iki... Ama blogumun konusu bu ilk deneyimdi...

"Son Söz"de görüşmek üzere....

NOT: Doktorumuzla yollarımızı ayırmamıza ne sebep oldu paylaşmadan geçemeyeceğim, belki bir gün bu satırları okur... Ameliyatın üzerinden neredeyse 3-4 ay geçmişti, yaz ayları geldi... Bir anjiyo daha yapılmasını uygun gördü doktorumuz diğer anevrizma ve kalbe giden damarlardan birinin tıkanıklığının ne durumda olduğunu görmek istiyordu doktorumuz. Anjiyo yapıldı, anjiyoyu yapan kardiyalog hocamız "Dilerseniz bu gece de sizi yatıralım, yarın doktorunuzla birlikte bir değerlendirme yapalım, sonra ne yapacağımıza karar verelim" dedi. "Peki" dedik. Ertesi gün öğlene doğru hala bir hareket olmayınca doktorumuzu aradık. Hiçbir yerden kendisine ulaşamıyorduk. Babam sıkılarak kendisini cep telefonundan aradı. Doktorumuz bize ve meslektaşına haber vermeyi gerek duymaksızın tatile çıkmıştı!!! Bu da kendisinden son haber alışımız oldu, Allah'ı var o da bir kez dönüp "Benim bir hastam vardı, ne oldu" diye bizi hiç aramadı...

1182
0
0
Yorum Yaz